Sevda Güneş

Adını siz koyun…

26.02.2014 Sevda Güneş

30 Mart tarihinin bir seçim değil, bir savaş niteliği taşıdığını defalarca yazdık, çizdik. Hatta seçim takvimi yaklaştıkça kasetlerin havada uçuşacağı, karşılıklı salvoların yapılacağı bir sır değil, apaçık gerçekti.

Bir gün önce Türkiye en az 17 Aralık operasyonu kadar önemli bir gün geçirdi. Önce paralel devlet tarafından binlerce kişinin dinlendiği gazetelere manşet oldu. Herkes bilgisayar başında yayınlanan listeleri ‘acaba bende dinlendim mi’ diye didik didik etti. İsmini ve numarasını görenler şok oldu, olmayanlar rahat nefes aldı.

Daha telekulak çetesinin marifetleri atlatılamamıştık ki karşı atak geldi. Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan ile 17 Aralık günü yaptığı iddia edilen konuşma piyasaya sürüldü. Çarşı bir kez daha karıştı.

Ses kaydı ve telekulak olayı üzerine binlerce yorum yapıldı. Montaj diyenlerin yanı sıra “bu ses Başbakan’a ait” diyenler de sosyal medyayı kendine kalkan etti. Buradaki esas konu bunların şimdi niye tezgâha çıktığıdır. Hükümet telekulak olayını deşifre etti. Onlarda buna karşılık telefon görüşmesini servis etti. Başbakan iddialara sert çıktı, ‘montaj’ diyerek vakit kaybetmeden bunu yapanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Bu yaşananlarda hedef belli, AK Parti’nin 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde hezimete uğraması. Ardından genel seçimlerin öne alınıp hükümeti bu fırtınada boğmak.

Şimdi buraya kadar olanları anlıyoruz. Hükümet için yapılacak belli, seçmen oy verecek ya da vermeyecek. Peki, cemaat için yapılacak olan ne? Cemaatin bir partisi yok, dünde yoktu ama siyasetin bizzat içindeydi. Bugün de yine sahnede.

Cemaatin siyasetteki durumunu borsadaki brokerlere benzetiyorum. Türkçe karşılığı aracı kişi olarak bilinen bu brokerler, paranızı borsada yükselmesi muhtemel şirketlere yatırmanızı isteyen ve size para kazandıran kişilerdir. Şu sıra aynı şeyi cemaat yapıyor.  Siyasi borsadaki duruma göre insanlara ‘şu partiye oy verin’ veya ‘bu adayı destekleyin’ yönlendirmesi yapıyor. Dün AK Parti’ye oy istiyordu, bugün başka partilere. Bu milletin kendi iradesi var, kimsenin yönlendirmesine ihtiyacı yok.

Allah aşkına bu millet koskoca bir devlet kurdu, şimdi bu oyunlara mı pabuç bırakacak. Yaşananlar Türk halkının aklı ile dalga geçmekten başka bir şey değildir.

Kime karşı yapılırsa yapılsın, insanların yatak odalarına kadar girilmesi, özelinin hiçe sayılması asla kabul edilemez bir durumdur. Madem Başbakan 17 Aralık’ta oğlu ile böyle bir konuşma yaptı. Neden karşı atak yapılınca servis edildi?

Halkın tahammülünü kimse zorlamasın. Bunu ne o paralel yapsın, nede hükümet, yeter artık! Her seçimde patlatılan bombalardan yıldık ve usandık.

Bırakın insanlar güven içinde kendi hür iradesi ile sandığa gitsin. Bu saatten sonra ne kasetler, nede telekulak listeleri insanların kararını etkilemeyecektir.

Hele hele Doğu ve Güneydoğu da bu argümanlar taban bulmayacaktır. Zira seçmenin yüzde 80’i takım tutar gibi parti tutuyor. Kavganın tarafı olan Fethullah Gülen’i ise asla siyasette görmek istemiyorlar.

Kara göründü, seçimler yaklaştı. Bu düello bununla kalmayacak. İpin ucu nereye gider bilinmez ama ‘şu 30 Mart gelse de bu oyunlardan kurtulsak’ diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü bunun Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri var. Eğer normal bir takvim işlerse tabi. Yaşananların adını soruyorsanız ben size bırakıyorum adını siz koyun.  

BU YAZININ EKLENME TARİHİ 26-02-2014
  
Yazarın Diğer Yazıları