Sevda Güneş

Ben değil, biz olalım…

23.08.2013 Sevda Güneş

‘Güzel düşünmenin hiçbir bedeli yok’ diyor ünlü bir şair. Çok doğru, tüm olumsuzlukları bir yana bırakıp sadece işin güzel tarafını görebilir aslında insanoğlu.

Son dönemlerde sıkça duyuyoruz, ‘Pozitif düşünelim’ ifadesini. İyi de ne demek pozitif düşünmek ve pozitif dil kullanmak? Bir konuya veya olaya olumlu yandan bakabilmek. Ateşe körükle gitmemek. Bardağın yalnızca boş değil, dolu tarafını da görebilmek. Eleştirel dile bile yapıcılık katabilmek.

Biz Erzurumlular olarak, galiba pozitif düşünce yapısından biraz uzağız. Karamsar bir yapıya sahibiz. Birazda benlik var, her birimizin özünde. Üç insan biraya gelince ilk iş, mutlaka yapılan birçok şeyi eleştirmek oluyor. Kimse kimseyi beğenmiyor.

Bu durumu sosyologlar nasıl yorumluyor bilinmez ama Zaman Gazetesi Erzurum Bölge Temsilcisi Ersin Demirci’nin tezi bana çok ilginç geldi. Ersin Bey “çiftbaşlılık Erzurum’un kuruluşunda var” diyor. Örnek olarakta şehrin simgesi olan ‘çiftbaşlı kartal’ ve ‘çifte minareli medrese’yi gösteriyor. Hatta ‘hep ben’ duygusunun yemek ve içme ile ilgisinin bulunduğuna  işaret ediyor.

“Biz sürekli et tüketen bir halkız, genelde büyükbaş hayvan eti tüketiyoruz. Meralarda, o kadar geniş arazide bile büyükbaş hayvanlar aynı yerde otlamak için birbiri ile kavga halindedir”diyor Ersin Bey. Hatta Karadeniz insanınında bu kadar hareketli olmasını hamsiye bağlıyor. ‘Bakın Lazlara, balık gibiler, elde avuçta durmaları mümkün değil, nedeni çok balık tüketmeleri” görüşünü savunuyor. Düz mantıkta bakınca Ersin Bey’e hak veriyor insan.

Dünya değişiyor, insanlar değişiyor, şüphe yokki artık bizde değişmeliyiz. Eleştiri yaparken, sınırı aşmamalı, aksine eleştirirken bile bir şeyleri kurtarmaya vesile olmalıyız.  Vali Ahmet Altıparmak’ın da işaret ettiği gibi, pozitif bir dil kullanmalıyız. ‘Bu şehirden birşey olmaz’ fikrini biryana atıp ‘ben şehrim için ne yapabilirim’ demeliyiz.

‘Ben yaptım oldu’ felsefesinden kurtulup, ‘ben değil, biz olmayı’ öğrenmeliyiz. Kendi değerlerimize kayıtsız şartsız sahip çıkmalıyız. Elimizdeki imkanlar doğrultusunda birleşmeyi, ortak hareket etmeyi öğrenmeliyiz. Bu denli derin kökleri bulunan Erzurum’u yeniden şahlandırmalıyız.

Herşeyden önce ‘Erzurum göç alıyor, yapı bozuluyor’ fikrinden tamamen uzaklaşmalıyız. Eğer biz biz olmayı başarabilirsek, bu kente göçen hiç bir olgu kendi standardını bu kente getiremez, aksine bu kentin yapısına, dokusuna uyum sağlamak zorunda kalır.

Ancak, kimsenin kimseyi sevmediği, herkesin yanındakini küçümsediği, ‘bu şehir bu kadar, burdan hiç birşey olmaz’ dediği bir kentin  bırakınız gelişmesi, günden güne daha da geriye gitmesi kaçınılmazdır.

Erzurum’da doku bozuldu ise sağlam yapımız olmadığı için bozuldu. Bu kente ne yaptıysak biz yaptık, dışarıdan gelenlerin katkısı en fazla bizim müsaade ettiğimiz kadardır. Bu şehrin sahibi bizleriz, bu kenti güzelleştirmek, daha yaşanılır bir yer haline getirmek bizim elimizde. El ele verelim ve bu kenti yeniden inşa edelim. 

BU YAZININ EKLENME TARİHİ 23-08-2013
  
Yazarın Diğer Yazıları