Sevda Güneş

Benim şehrim

03.09.2013 Sevda Güneş

Eğer bir Anadolu kentinde yaşıyorsanız, bu kentlerde yaşamanın hiç de göründüğü kadar kolay olmadığını iyi bilirsiniz. Her ilin kendine has güzelliklerinin yanı sıra zorluklarında vardır şüphesiz.

Bir kent içinde yaşayanlarla değer kazanır. Belki de bugüne kadar onlarca defa aynı konunun üzerinde durdum. Bir kez daha durmak istedim. Eğer bir kentin kalkınması ve gelişmesini istiyorsanız önce güzel düşünüp, sonra güç birliği yapmanız gerekir.

Erzurumlular olarak bizim en büyük eksiğimizde bu. Belki tahminen 60 sene önce doku bu denli bozulmamıştı. İnsanlar birbirine daha fazla güveniyordu. Bir esnafın derdi olduğunda yan komşu ona yardım ederdi. Oysa ya şimdi! Bırakın esnafın birbirine yardımını, birbirimizin rızkına göz diker olduk.

Koca koca apartmanlarda, yayla gibi evlerde yan komşumuzun cebini tartışır olduk. Birbirini sevmeyen, güvenmeyen, hiç kimseyi beğenmeyen, her şeyi eleştiren ama bir türlü gidişatın değişmesi için parmağını bile kıpırdatmayan insanlar topluluğu yarattık.

Oysa kendi içimizden çıkan değerlere daha fazla sahip çıkmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. “Elin iyisinden ise benim delim daha değerlidir “diye bir atasözü vardır. Ne kadar doğru bir mantıkla söylenmiş bir sözdür. Bu şehirde herkes el ele vermeyi bilseydi acaba geldiğimiz nokta hala binlerce işsizi olan, sadece tüketmeye dayalı bir kent olur muyduk? Emin olun kesinlikle olmazdık.

‘Sadece benim olsun’ mantığının bittiği bir süreç başladı. Her ilde iyi ya da kötü sermayeler birleştirildi. ‘Her şeyi devlet yapsın’ mantığı zaten çoktan bitti. Eğer bu kent, bu düzende giderse yılların getireceği şey kalkınmışlık değil, kaçısın yaşandığı, adı büyük ama ‘içi cılız bir şehir’ olacağız. 

İstanbul’da, Ankara’da, hatta İzmir’de yaşayan onlarca işadamı sayabilirim size. Bu kentin bu hale gelmesinde elbette onlarında büyük payı var. Sadece üç-beş yılda aile mezarlıklarını ziyaret etmek için geldikleri bu kente, zerre kadar vefa borçlarını ödemeyen bu işadamlarını yüzlerle ifade edilebiliriz. Kim nasıl düşünürse düşünsün, ben her zaman şehir milliyetçiliğinin olması gerektiğini düşünenlerdenim. Dün ki yazımın ardından Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği Başkanı İş adamı Cemal Şengel aradı. Ankara’da kentsel dönüşüm kapsamında bir ihale aldığını ve Ankara’nın adeta görüntüsünü değiştireceğini belirtti. İhaleyi hakkı ile aldığını, Melih Gökçek ile yakından tanışmadığını, hatta hiç bir araya gelmediğini söylerken, bu projede hiçbir ortağının olmadığının da altını çizdi.

Erzurumlu bir işadamının başkentin çehresini değiştirecek olması bu kent için bir kazanımdır. Bırakın Ankara’yı, isteriz ki Erzurumlu işadamları yurt dışında da çalışmalar yapsınlar. Ortaklı iş yapmak ayrıca bir özür değil, aksine kazanımdır.

Bir şehrin ekonomisi eğer güçlü değil ise o kentte kalkınma beklenemez. Eğer bir kentte birlik yoksa kent ne ekonomik ne de siyasal bir kimliğe sahip değildir. Lobicilikte ne kadar zayıf olduğumuzu en son ki Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği seçimlerinde yönetimde tek koltuk sahibi olmadığımızda gördük. Kafalar değişmedikçe, şehri baştanbaşa yenilesek bile, değişen hiç bir şey olmayacak. ‘Biz’ olmayı beceremediğimiz sürece siyasette ağırlığımız hissedilmeyecek. Sermayelerimizi birleştirmediğimiz sürece iş dünyasında adımız anılmayacak. 

BU YAZININ EKLENME TARİHİ 03-09-2013
  
Yazarın Diğer Yazıları