Sevda Güneş

İki askeri yenemeyenler…

16.03.2016 Sevda Güneş

 

‘Hırsız evden olunca kapı kilit tutmaz’ diyerek sanki bugünleri görmüş atalarımız. Ülkenin yaşadığı buhran, bu toprakları kanı pahasına vatan yapan bu aziz milletin bayrağının altında yaşayan bazı kansızların neden olduğu durumdur…

 

 

Devletin, ülkenin güneydoğusunda verdiği onurlu mücadelede tek bir vatandaşın zarar görmemesi için hassas davranması, gözü dönmüş örgütü ve onları maşa olarak kullanan dış güçleri asla cesaretlendirmesin…

Siz ne yaparsanız yapın bu millet sizin oyunlarınıza asla gelmeyecektir. Bizim devlete saygımız ve itaatimiz sadece Türk olmamızdan değil, aynı zamanda Müslüman olmamızdan ileri gelir…

 

 

Allah Teâla bize ‘yöneticilerinize itaat ediniz’ diye buyuruyor. Kimse kimsenin kardeşi değildir, sadece Müslüman Müslümanın kardeşidir…

 

Bu millet öyle bir millettir ki sizin kahpe saldırılarınız ve bombalarınız bu vatan evlatlarını birbirine düşüremez…

Bu milletin geçmişi şanlı mücadelelerle dolu. Alın size birçok kimsenin bilmediği iki yiğit Türk’ün vatan müdafaası için binlerce kilometre ötede verdikleri mücadele;.

Yıl 1912, İngilizler Hindistan’ı işgal eder, Hindistan Kralı Osmanlı’dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu talebi karşılıksız bırakmaz ve 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan’a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan’a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar.

 

 

Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler. 40 kadarı esir alınır, diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya’ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.

 

 

Bir sure sonra, adı Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah olan baba mesleği dondurmacılığa, Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar.

 

 

1915′de Avustralya Çanakkale’ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar.

 

 

Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya’da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlı’ya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler.

 

 

Alırlar kâğıdı, kalemi ve yazarlar:

 

 

Sayın Avustralya Başkanı, Ekselans Hazretleri…

Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, devletimiz Osmanlı’ya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale’ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız.

 

 

Bu bir ‘Osmanlı Savaş Fermanı’dır. Ekselansların bilgilerine duyurulur.

 

 

Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet, Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah, Sidney’ in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler. Üçüncü trende askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.

Ne olduğunu bir türlü çözemeyen Avustralya devletinin sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve bölgeye 250 kadar asker gönderirler, araştırmaya başlarlar. Birkaç gün sonra sıcak çatışma olur.

Ve iki Osmanlı askeri Karlıdağ’da şehit edilir.

 

 

İki askerin şu an mezarı Sidney’e 250 km uzakta Karlıdağ’da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize Hindistan asıllı diyorlar. Oysa Hindistan’da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge yok.

Dün iki inanmış askerle baş edemeyenler, bugün milyonları aşan bu milleti yeneceğini zannediyorsa acırım onların haline… 

BU YAZININ EKLENME TARİHİ 16-03-2016
  
Yazarın Diğer Yazıları