Sevda Güneş

‘Bir o kaldı’ dediler, ‘o bir de’ gitti…

25.03.2014 Sevda Güneş

O vahim kazanın üzerinden tam 5 yıl geçti. Takvimler 25 Aralık 2009 tarihini gösterdiği gün her şey normal seyrinde gidiyordu. Seçimlere tıpkı bugün ki gibi sayılı günler kalmıştı. Ülke bir yerel seçime daha gidiyordu. Galiba akşam saatleriydi. Telefonum çaldı. Show TV Haber Merkezi’nden aranıyordum. Yurt haberlerden çalışma arkadaşlarım hemen hazırlanıp Kahramanmaraş’a doğru yola çıkmamı istedi. ‘Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan helikopter düştü. Dağlık ve karlı bir araziden bahsediliyor. Orası sana yakın bir bölge değil ama kar ve tipide çalışabilecek en tecrübeli ekip sizsiniz’ dendi. Oysa ben aynı gün ciddi bir operasyon geçirmiş, henüz yeni odama çıkarılmıştım. Çok isterdim gitmeyi ama ‘tedavi altındayım’ dedim ve o saatten sonra televizyonlara kilitlendim. Sevgili meslektaşım İsmail Güneş’in ‘bizi kurtarın’ feryatları ekranlarda çınladı.

‘Helikopterin enkazına ulaşıldı, Muhsin Bey’in durumu iyi’ denildi önce. Saatler sonra ‘yanıldık’ açıklamaları yapıldı. Gerisi malumunuz. O saatlerde Bosna Caddesi üzerindeki bir binaya giydirilen Muhsin Yazıcıoğlu afişi geldi gözümün önüne. Büyük boy bir resim üzerine aynen şöyle yazıyordu; ‘Bir o kaldı’  Bu reklamı hazırlayan, bu sloganı yazarken ne düşünmüştü bilmiyorum ama o slogan Muhsin Yazıcıoğlu’nun son afişi oldu. “Kirlenmeyen bir o kaldı. Denenmeyen bir o kaldı. Her şeyi bilen bir o kaldı” diyordu tek satırlık sloganda.

Tam 5 yıl geçti o facianın üzerinden, İsmail Güneş bağıra bağıra ölüme gitti. Kazaya dair onlarca delil, sayısız görüntüler yayınlandı. Ama 5 yılda bir arpa boyu yol alınamadı. Toplum vicdanında Muhsin Yazıcıoğlu ölmedi, öldürüldü. Bu saatten sonra kimse kalkıp ‘eceli ile öldü’ diyemez. Dese bile toplum nezdinde kabul görmez. Muhsin Yazıcıoğlu’nu kimler, ne için öldürdü, neyin bedeli ödettirildi, belki yakın gelecekte bunu öğrenemeyeceğiz. Fakat hiçbir gerçek saklı kalmaz, bir gün elbet gün yüzüne çıkar.

Sahi Eşref Bitlis, Adnan Kahveci ve Turgut Özal’ın katilleri kimlerdi? Şu bir türlü bitmeyen derin devlet yapısı hangi isimlerden oluşuyordu? Bunlar nerede yaşar, ne yer, ne içerdi?

Hangi derin devlet, hangi çarpık yapı bu isimleri katletti bilmiyoruz ama bildiğimiz bir gerçek var ki hepsi görevleri başında, millet ve vatan sevdasına kurban gitti. Yani şehit oldular. Onları katledenler belki bu dünyada kazandı görünüyorlar ama öbür dünyada ağır şekilde cezalarını çekecekler. Ancak biz bu dünyada da onların yaptıklarının faturasını on misli ödemelerini istiyoruz. 

Hani şöyle bir algı var ya; eğer Muhsin Yazıcıoğlu yaşamını kaybetmeseydi iktidar için tek lider alternatifi olacaktı. Ne yazık ki eğer yaşasaydı kimse hala onun değerini bilemeyecekti. Çünkü benim ülkemde asıl değerler kaybedilince anlaşılıyor. Eğer gerçekten halk bu isme teveccüh etseydi o afişteki yazı gibi bir tek o kalmayacaktı. Bir o kaldı dediler ve o bir gitti.

Her şeye rağmen gerçeğin ortaya çıkacağına dair ümitlerimiz hala var. Elbet bir gün helal süt emmiş biri çıkıp bu karanlık olayı aydınlatacaktır. O karanlıklar aydınlanana dek kendinize iyi bakın.  

BU YAZININ EKLENME TARİHİ 25-03-2014
  
Yazarın Diğer Yazıları