Sevda Güneş

Safları sık tutmalıyız

08.12.2017 Sevda Güneş
ABD Başkanı Trump’ın önceki akşam yaptığı açıklamalar yalnızca seçim vaadi olarak görülmemeli. Zira bu gelişmeyi tek bir olaya bağlamak, Kudüs’te yaşananları ve yapılmak istenenleri iyi okuyamamak anlamına gelir.

Kudüs, sadece Müslümanlar için değil Hristiyan ve Yahudiler için de son derece kutsal bir kenttir. Tarih boyunca hak ile batılın mücadelesinin verildiği bu topraklarda kan ve gözyaşı hiç eksik olmamış. Defalarca yakılıp yıkılan, haçlı seferleri ile yerle bir edilen Kudüs, Osmanlı idaresinde adaletle tanışmış, üç semavi dine mensup halk, dinlerini yüzyıllarca özgürce yaşamışlardır. Taki İngilizlerin eli değene kadar…

Müslüman, Yahudi ve Hristiyanların barış içinde bir arada yaşadığı Filistin’in huzuru, 16 Mayıs 1916’da İngiltere ile Fransa arasında yapılan ve Ortadoğu’nun paylaşılmasını öngören gizli Sykes-Picot Anlaşması ile bozuldu. Ardından İngiltere, Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını öngören Balfour Deklarasyonu’nu (1917) yayınladı. Dünyanın dört bir tarafında yaşayan Yahudiler, deklarasyon ile birlikte Filistin’e göç etmeye başladı.

Balfour Deklarasyonu

Yahudi devletinin kuruluşunun ilk adımı olan bu girişim, bundan 100 yıl önce 2 Kasım 1917 tarihinde yayınlandı. Geçtiğimiz Kasım ayında Filistin’e yaptığım seyahat esnasında Hristiyan ve Yahudilerin Balfour Deklarasyonu’nu dakikalarca çaldıkları çanlar ile kutlamalarına şahit oldum. Hz. Ömer Camiinde ikindi namazının okunmasını beklerken vakitsiz olarak çalınan ve dakikalarca süren çanların peygamberimizin ayak bastığı, onlarca peygambere ev sahipliği yapan bu kutsal topraklarda yankılanması yüreğimizi sızlatmıştı.

Yahudi Geldi Huzur Bozuldu

Yahudilerin Filistin’e gelmesiyle bu toprakların gerçek sahipleri Araplar ile Yahudiler arasında sorunlar başladı. İki halk arasındaki çatışmaların büyümesi üzerine Birleşmiş Milletler (BM) soruna el attı.

BM, 29 Kasım 1947 tarih ve 181 sayılı kararıyla Filistin’in, uluslararası rejim ile yönetilmesini kabul etti. Bu karara göre Kudüs’ün statüsü ayrı ve kimseye ait olmayan, BM tarafından yönetilecek uluslararası bir şehir olarak belirlendi.

Kudüs, İsrail’in kurulduğu 1948 yılından sonra yavaş yavaş işgal edildi. Uluslararası hiçbir kanunu tanımayan Yahudiler, yayılmacı politikalarını zamanla devreye sokarak adeta Moğol Ordusu gibi bölgeye kâbus gibi çöktü. Arapların evlerini zorla ellerinden alarak göçe zorladılar.

1967 Arap-İsrail savaşı ile Kudüs tamamen işgal edildi. BM Güvenlik Konseyi, 1968 tarih ve 252 sayılı kararıyla İsrail’in Kudüs’ün statüsünü değiştirmek için attığı adımları ‘geçersiz’ ve ‘yasadışı’ ilan etti. Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye yönelik eylemlerinden vazgeçmeyen İsrail, yasadışı yerleşimlerini sürdürdü.

Bugün Kudüs kâğıt üzerinde her ne kadar Birleşmiş Milletler tarafından yönetildiği iddia edilse de esasen İsrail’in işgali atındadır.

Neden Ocak Ayı?

Ocak ayında Kudüs’ün Osmanlıdan alınışının 100.yılı, bu tarih son derece önemlidir. Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasında bu ayrıntı unutulmamalıdır.

Haliyle bu karar seçim vaadinin çok ama çok üstünde bir durumdur. Kudüs’te hakem rolündeki ABD’nin son bir hamle ile saf değiştirmesini ülke olarak çok iyi okumalıyız.

Elbette ABD’nin tek bir imzası ile Kudüs İsrail’in başkenti olacak değil. Bu gelişmeye yalnızca Müslümanlar değil kendileri içinde son derece önemli olan samimi Hıristiyanlar da karşı çıkacaklardır.

Zira Kudüs’ü Yahudilere bırakmayı inançlı Hıristiyanlar da istemeyecektir. Hala İsrail’in Kudüs işgalini tanımayan onlarca Hristiyan ülke bulunuyor.

Peki, Müslüman halkları olarak biz ne yapmalıyız? Elbette tepkimizi ortaya koymalıyız. Sosyal medyada paylaşımlar yapmalı, sokaklarda telin mitinglerinde yer almalıyız. Ama bunun dışında da önce Paris’e değil Kudüs’e gitmeliyiz. Bu bize bu saatten sonra vaciptir. Hiçbir şey yapamıyorsak gidip bir Cuma namazını Mescid-i Aksa’da kılmalı, sabah namazında safları sık tutmalıyız. 

BU YAZININ EKLENME TARİHİ 08-12-2017
  
Yazarın Diğer Yazıları