Sevda Güneş

Vakfedenler bu işe ne der?

19.09.2013 Sevda Güneş

Türkiye’de Vakıflar Genel Müdürlüğü diye bir kurum var. Bu kurum 1920’den bu yana aktif görev yapıyor. Cumhuriyetten önce Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti olarak kurulan, 3 Mart 1924'te Başbakanlığa bağlanarak şimdiki adını alan Vakıflar Genel Müdürlüğü, aynı zamanda ülkedeki gelir düzeyi düşük olan insanlara sosyal destek sağlıyor.

İşte bu yönü nedeniyle binlerce zengin mal varlıklarını bu kuruma bağışlamış, vakıf yolu ile fakirlere yardım edilmesini istemiştir. Mallarını vakfeden o yüce gönüllü insanlar artık yaşamıyor. Kıt kanaat imkânlarla kurulan bu kuruluş, şu anda 18 bin 500 tarihi bina ve 67 bin emlakın restorasyonu, bakımı ile mülkiyet yönetimini üstlenmiş. 38 bin kişiyi istihdam eden ve 120 milyon Euro değerinde kira geliri olan, Türkiye’nin en büyük bankalarından Vakıfbank’ın da sahibidir.

Erzurumlu hemşerilerimiz bilir, daha önce Cumhuriyet Caddesi’nde vakıflara ait çok sayıda iş yeri ve birkaç apartmandan oluşan konutlar vardı. Zamanla yenilenmediği için bu iş yerleri söküldü ve yerine bir türlü hizmete giremeyen sözüm ona çağa uygun bir iş merkezi yapıldı.

Hadi orayı kurtardı. Peki ya diğer iş hanları, Tebrizkapı’daki vakıf  işhanı mesela; hala bu işhanında kelepir fiyatına oturanlar var. İşhanın içini ne ben söyleyeyim ne siz sorun, içler acısı. Burası sadece bir örnek, diğer işhanları da birbirine rahmet okutacak düzeyde. Vakfedenler şu hali görse herhalde mezarda kemlikleri sızlardı.

Vakıflar denince, maalesef herkesin aklına Vakıfbank geliyor. Krediler, kredi kartı, faiz daha neler neler.

Oysa işlevleri arasında kültür ve tabiat varlıklarının onarımı, yoksullara iaşe, gelir düzeyi düşük ailelerin çocuklarına eğitim, hayratların bakımı ve kiralanma işleri ile daha bir çok  hayır işi görev alanına giriyor. Ama vatandaş nezdinde neredeyse bilinirliliği en az olan kurum. Hani şu iş merkezinin yapımı yılan hikâyesine dönmese kurumun adı neredeyse bu bölgelerde hiç de bilinmeyecekti.

Osmanlı döneminde bin bir emekle kurulan, Cumhuriyet döneminde faaliyetleri artırılan bu kurum, gerek yetkileri, gerekse mal varlığı açısından devletin en iyi gelire sahip kurumu. Ancak çalışmalarını o kadar kapalı bir ortamda yapıyor ki neredeyse adı var kendi yok niteliğinde.

Diyeceğim odur ki; insanlar nasıl ki Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakıflarına başvurup yardım istiyorsa, bu kurumada gidebilmeli. Vakıfların adı yalnızca kültür varlıklarımızın onarımı ile gündeme gelmemeli. Daha fazla insana ulaşılmalı, emanet edilenlerin geliri ile yatırım yapmaya çalışan kurum, tüm mekânlara aynı özeni göstermeli. Zira vakıfların yapacağı çalışmalar o denli kusursuz olmalı ki, insanlar bu kuruma daha fazla bağışta bulunmak için birbiri ile yarışmalı.

Ama nerede o günler... 

BU YAZININ EKLENME TARİHİ 19-09-2013
  
Yazarın Diğer Yazıları