Sevda Güneş

NE ZAMAN OLUR?

24.11.2014 Sevda Güneş

Doğu’nun diğer illerinden bakınca Erzurum her türlü kalkınmasını tamamlamış, belediyecilik hizmetlerinden üst seviyede hakkını almış görünüyor olabilir. Öyle ya koskoca organize sanayisi var, ikincisi yolda. Kış turizmi desen bölgede rakipsiz sayılır. Devletten Cumhuriyet tarihi boyunca tek seferde en büyük yatarımı kapmış bir il. İki Üniversiteye sahip. Daha ne olsun diye düşünüyor çevre iller.

 

 

Böyle düşündükleri bir tahmin değil, gerçek. Zira dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir Kars mitinginde koca bir pankart açılmıştı. “Erzurum’un ilçesi olmak istemiyoruz” diyerek sitemlerini dile getirmişlerdi. Başbakan bu pankarta çok kızmış,  asla iller arasında ayrım yapılmadığını haykırmıştı kürsüden.

Kendisini dinleyip not alırken binlerce kez hak vermiştim Başbakanı’nın bu söylemine. Evet, iller arasında bir ayrım yapılmıyordu. Belki de tarihinde ilk kez bir hükümet Doğu illerine bu kadar yatırım yapıp kesenin ağzını açmıştı.

 

 

Ancak gelir görün ki Doğu o denli ihmal edilmişti ki bugün yapılan yatırımlar bir kentin kaderini değiştirmeye yetmiyordu. Yani delik büyük yama küçük kalıyordu.  

 

Her il kendi içinde ciddi sorunlar yaşıyor. Kars, Iğdır, Ardahan sınır ili ama sınır ticaretinden gereği kadar faydalanamayan iller. Onlarında yığınla sorunları var. İşsizlik en büyük dert .

Bu kentlerle Erzurum’u karşılaştırmak bana göre yanlış, çünkü Erzurum Büyükşehir statüsünde bir il. Erzurum’u ancak Gaziantep, ya da Malatya ile mukayese edebiliriz.

Ama şöyle göz ucu ile bakalım dersek mukayesenin bile yapılamayacağını anlarız. Gaziantep ve Malatya kendi ekonomisini oluşturmuş illerden.

 

 

Doğu’nun kalkınamamasının elbette tek sebebi hükümetlerin bölgeyi yok sayması değildir. Bu şehirde yaşayan bizler de bu kadere boyun eğerek çorbaya tuz atanlardan olduk.

Geçmişi bir tarafa bırakırsak bugün ki tabloda bu yanlışı hala göz göre göre devam ettiriyoruz.

 

 

Kendi işadamımıza, kendi sanayicilerimize asla sahip çıkmıyoruz. Sermayelerimizi birleştirip yeni, farklı iş alanları oluşturamıyoruz.

Bilmem kaç tane STK’mız var ama içlerinden bir tanesi bile elle tutulur halde değil. Şehirde ki tüm sivil toplum örgütlerinin başkanları ‘bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın’ siyaseti güdüyor. Gerçekler her defasında sümen altı ediliyor.

 

 

Bugün ister kabul edin ister etmeyin şehirde ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor. Onlarca firma iflas erteleme almış. Çözüm aramayı bir tarafa bırakın bu konuyu gündeme getiren var mı? Yok, sadece dedikodu siyaseti yapılıyor.

 

 

Darboğaza giren firmaların çekleri bir bir patlarken en fazla iş yapan kurum icra daireleri oluyor.

 

 

Diyeceğim odur ki bu zihniyet değişmediği sürece, birlik ve beraberlik bilinci yerleşmediği sürece bize kim ne yatırımı yaparsa yapsın geleceğimiz nokta bundan daha ilerisi olmayacaktır.

Bir kenti kent yapan içindeki insanlardır. Ne zaman birbirimizi sevmeyi öğreniriz, ne zaman ‘birlikten kuvvet doğar’ der kolektiflik ruhunu ortaya koyarız, ne zaman bir başkasının dedikodusunu yapmaktan vazgeçeriz, ne zaman başkasının acısı bizimde acımız olur, başarıyı alkışlar kötüyü doğru eleştirmeyi öğrenirsek o gün yerimizden kalkıp koşmaya başlarız.  

BU YAZININ EKLENME TARİHİ 24-11-2014
  
Yazarın Diğer Yazıları